Rafine şekerin insan sağlığı için öldürücü etkilerinin bu kadar ortaya çıktığı ya da doğru bir deyişle bilginin bu kadar paylaşılabildiği yıllara henüz ulaşmamıştık.

Yirmili yaşlarımın tamamını ve otuzlu yaşlarımın bir kısmını sürekli olarak her Pazartesi rejime/diyete başlama niyetiyle geçiren, kendi çapında spor yapan; lakin tatlıya inanılmaz düşkün, doğru beslenme konusundan bihaber, atıştırmak için marketten aldığım ambalajlı çikolata, cips, bisküvi ve diyet ürünlerini bol bol tüketen bir genç kadındım.

Otuzlu yaşlarıma veda etmeye birkaç yıl kala hem bedenimden; hem de içinde bulunduğum, bulunmaktan çok gitgide diplere vurmaya doğru giden ruhsal durumumdan olan memnunsuzluğum artık tavan yapmıştı. Kendimi yeniden inşa etmek için silkelendim ve yaşam şeklimi değiştirmek isteği ile sorgulamaya, araştırmaya; bana yol gösterecek bir ışığa duyduğum ihtiyaç ile okumaya başladım. Okuyup araştırdıkça “Temiz Beslenme”, “Süper Besinler”, “Çiğ Beslenme”, “Bitki Bazlı Beslenme” gibi yeni kavramlarla karşılaştım. Benim en büyük zaafım tatlı, şekerli besinlerdi! Araştırdıkça doğal olmayan/rafine şekerin hücreleri hızla yaşlandırmasının yanı sıra, insülin direncini tetiklediğini; yani ne kadar çok şeker tüketirsek o kadar fazla şeker tüketme isteği içerisinde olduğumuzu öğrendim. Bu bir döngüydü: Şekerli bir şeyler tüketmek ile şekere olan isteğimiz körelmiyor; aksine şekere –neredeyse uyuşturucuya bağımlı olunduğu gibi– bağımlı hale geliyorduk.

Yapılan bilimsel araştırmalar aşırı şeker tüketiminin kilo almaya katkısının yanı sıra yorgunluk, unutkanlık yarattığını; kalp ve damar hastalıklarını tetiklediğini, kişiyi depresif bir hale yavaş yavaş getirdiğini açıkça ortaya koyuyor iken, tatlı ve şeker düşkünlüğümden sıyrılmanın acil bir yolunu bulmam gerektiğine inandım.

Temiz, bitkisel bazlı ve çiğ beslenme konularını araştırdıkça, beyaz şeker ile yapılan her türlü tatlıyı, meyve sularını, hazır çorbaları, cips ve bisküvileri; özetle el altında dursun diye satın aldığım ambalajlı, içerisi onlarca katkı maddesi ve doğal olmayan/rafine şeker dolu ne kadar ürün varsa hepsini kaldırıp çöpe attım!

Eş zamanlı olarak düzenli spor yapmaya, neredeyse günaşırı koşmaya başladım. Ağırlık egzersizlerini hayatıma soktum. Beslenme konusunda ise ağırlıklı olarak bitkisel bazlı beslenmeye ağırlık verdim evde. Pişirme konusunda da yavaş yavaş pişmiş yemekten çiğ yemeklere geçtim. Beslenme alışkanlıklarımın %75’lik kısmı bitkisel bazlı çiğ beslenme. Et, balık, baklagiller, yumurta ve çorbalar dışında pişirdiğim çok az şey mevcut. Bitkisel bazlı beslenme, spor, doğal şeker ve karbonhidrata yönelmemle birlikte önce vücuttan fazlalıklar gitti; şeker ve kolesterol değerlerim herkesin kıskandığı noktaya geldi. Gün içerisinde çok daha dinç ve enerjik olmaya başladığım gibi, sabahları yataktan kalkmak için verdiğim mücadeleyi de ardımda bıraktım. Bu olumlu gelişmeleri benim kadar spor yapmayan eşimde de gözlemlediğimi eklemeliyim.

Zamanla kahvenin yanına, ya da spor öncesi-sonrası enerji vermesi açısından yemeye alışkın olduğum şeylerin yerine evde kendi başıma, doğal şeker içeren besinler kullanarak yapabildiğim bir sürü tatlı ve atıştırmalık oldu. Eşim bile evde kendi hazırladığım bu “tatlı”ları istemeye, kalmadığında bildiğin surat asmaya başladı 🙂

Yaklaşık dört yıldır vücudumuzun ihtiyacı olan şeker namına ne varsa sadece kuru ve taze meyvelerden, yemişlerden; sağlıklı bir şekilde, doğal yoldan alıyoruz. Zamanla hem evimize misafirliğe gelen arkadaşlarımıza ikram ettiğimde, hem de biz bir yere giderken hediye olarak götürdüğümde, yaptığım bu ürünler o kadar beğenilmeye başladı ki “Bize de yapar mısın?” demeye başlayanların sayısı gün geçtikçe artmaya başladı.

Peki ben yaptım?

Önce hassas bir mutfak tartısı aldım. Daha sonra kendimiz için göz kararı yaptığım her şeyi reçetelendirmek için uzun bir süre uğraştım. Hazırladığım ürünleri değişik kesimlerden, farklı damak tadı olan arkadaşlarıma tekrar tekrar denettirdim. Bu kişiler arasında benim gibi düzenli spor yapan, koşan kişilerin yanı sıra; pastane işi şekerli tatlıları, paketli bisküvi, vb. ürünleri tercih edenler de vardı. Herkesten aldığım geri bildirimlere göre tarifleri güncelledim, çeşitlendirdim. Yaptığım ürünlerin içeriğini diyetisyen arkadaşlarımla paylaştım ve besin değerlerini çalışmalarını rica ettim.

Ve şimdi sizlerin beğenisine sunuyorum…

Dilara Erdem Kimdir?

1974 doğumlu. ODTÜ Sosyoloji lisans ve Atılım Üniversitesi Sağlık Kurumları Yönetimi yüksek lisans mezunu. 12 yılı kurumsal olmak üzere, son 15 yıldır sağlık sektöründe akreditasyon, kurumsal gelişim, kalite ve gıda yönetim sistemleri konusunda yönetici, danışman ve denetçi olarak çalıştı. Kurumsal hayattan ayrıldıktan sonra doğru ve temiz beslenme ile aktif/düzenli hareketin bir yaşam tarzı haline getirilmesi konusunda ilham olmak üzere OneLifeBeFit adlı blogu kurdu.

Teşekkürler

Gökhan Pişkin

Eşim olur kendisi ❤️‍ Yeni reçetelere kobaylıktan, bu internet sitesinin yapımına kadar hemen her konuda destek oldu (Bir tek mutfağa girmedi) http://pisk.in

Ayşegül Ergin

Uzun yıllardır dostum. Hobisi fotoğrafçılık konusunda harika şeyler yapmaya başladı. Rica ettim, beni kırmadı ve ürünlerin harika fotoğraflarını çekti.

Dyt. Sanem Avcı

Ürünlere ilişkin reçeteleri oluşturduktan sonra kendisine danıştığım her konuda yardımlarını esirgemeyen, önerileri ile reçetelerin gelişmesine katkısı olan, tadacağınız tüm ürünlerin besin değerlerini birlikte çalıştığımız sevgili diyetisyen arkadaşımız 🙂